Meme ve Endokrin Cerrahisi

Meme Cerrahisi

"Meme kanseri, ülkemizde her yıl sıklığı artan ve kadınlarda en çok görülen kanser türü olması nedeniyle ön plana çıkmaktadır. Sağlık Bakanlığı'nın son verilerine göre; kadınlarda görülen kanserlerin yaklaşık %25‘i meme kanseridir.

Meme kanseri sıklığındaki artışa rağmen, erken tarama programları ve güncel tedavi yaklaşımları sayesinde meme kanseri tedavi başarısı artmaktadır. Güncel tedavi yaklaşımlarında tedaviyi hastalığa ve kişiye göre bireyselleştirmek esastır. Bu amaçla meme kanseri tanı ve tedavisinde bir çok branşın birlikte karar verdiği ve tedaviye katkı sağladığı multidisipliner yaklaşım günümüzde önemini arttırmaktadır.

Tanı aşamasından itibaren multidisipliner yapı önemli

Meme hastalıklarına multidisipliner yaklaşım ilk kez 1973 yılında Kaliforniya Üniversitesi’inde meme merkezi kurularak hayata geçirilmiştir. Bizim de uygulamaya koyduğumuz bu yapıda Meme Cerrahisi uzmanı, Radyoloji uzmanı, Tıbbi Onkoloji ve Radyasyon Onkolojisi Uzmanları başta olmak üzere, bir çok uzmanlık dalı hastanın tanı ve tedavi kararını hastaya özel ve o hasta için en iyisi olacak şekilde bireyselleştirmek için bir arada multidisipliner olarak yürütmektedir.

Güncel tedavi yaklaşımı: Meme koruyucu cerrahi

Meme hastalıklarında tanı aşamasında radyoloji ve meme cerrahisi uzmanın yakın işbirliği gereklidir. Bu aşamada yapılan radyolojik tetkiklerin değerlendirilmesi ve yapılması gereken ek tetkiklerin seçimi ancak bu iki branşın işbirliği ile mümkün olmaktadır. Meme koruyucu cerrahi uygulanabilmesi için memede birden fazla odakta tümör olmamalıdır. Bu durumun radyolojik olarak optimal değerlendirilmesi cerrahi kararının verilmesinde çok önemlidir.

Güncel tedavi yöntemleri arasında meme koruyucu tedavi en çok tercih edilen cerrahi yaklaşımdır. Meme kanseri cerrahisi seçimi, hastalığın evresi, tümörün biyolojik özellikleri, hasta yaşı, yandaş hastalıkların varlığı gibi faktörler değerlendirilerek yapılmaktadır. Günümüzde kanser dokusu ile birlikte çevresinde az miktarda sağlıklı meme dokusu çıkarılarak yapılan meme koruyucu cerrahi en sık uygulanan yöntemdir. Meme koruyucu cerrahiye radyoterapi tedavisinin eklenmiş olması, memenin tamamının çıkarılması ile benzer tedavi başarı oranlarına sahiptir. Bu iki tedavinin birlikte kullanılması ve uygun hasta seçimi multidisipliner yaklaşım ile mümkün olmaktadır. Meme koruyucu cerrahi ile  hem fiziksel görünüm korunmakta hem de kanserin neden olacağı psikolojik çöküntü önlemektedir.

Uzak organ metastazı olmayan, fakat koltuk altında birden fazla lenf düğümü metastazı olan hastalar lokal ileri evre meme kanseri olarak adlandırılmaktadır. Bu tür meme kanserlerinde güncel tedavi yaklaşımı, önce kemoterapi (neoadjuvan kemoterapi) verilerek tümörü baskılamak ve daha sonra cerrahi tedavi seçeneklerini uygulamaktır. Aynı şekilde meme koruyucu cerrahinin mümkün olmadığı, meme dokusuna göre büyük tümörü olan hastalarda da tümörü küçültmek ve meme koruyucu cerrahiyi uygulayabilmek için de cerrahi öncesi kemoterapi uygulanabilir. Bu tedavi seçenekleri için hasta seçimi de ancak multidisipliner yaklaşımla mümkündür.

Uzun radyoterapiler, yerini cerrahi sırasında  tek seferde yapılana bırakıyor

Günümüzde meme koruyucu cerrahi sırasında uygulanan intraoperatif radyoterapi, hastaları kemoterapi sonrası uzun süren radyoterapinin yerini almaktadır. Bu yaklaşım ile hem radyoterapinin yan etkileri azalmakta, hem de uzun ve maliyetli radyoterapi tedavisi yerine ameliyat sırasında kısa sürede sonuç alınabilmektedir. Bu tür tedavi için hasta seçimi ancak radyasyon onkolojisi uzmanı ve meme cerrahının işbirliği ile olabilir.

Meme kanserinin cerrahi tedavisi sonrası patolojik değerlendirme hem kemoterapi hem de radyoterapi seçeneklerinin, kür sayısının, hormoterapi uygulanıp uygulanmayacağının ve de radyoterapi seçeneklerinin değerlendirilmesi için çok önemlidir. Aynı zamanda patoloji sonucu ile tümörün bundan sonra seyrinin öngörülmesi mümkün olmaktadır. Bu nedenle hastanemizde tüm meme kanserli hastalar cerrahi sonrası patoloji, radyoloji sonuçları ve nükleer tıp kliniğince değerlendirilen PET tomografi gibi tetkik sonuçları ile tümör konseyinde değerlendirilmektedir.  Tedavi kararı ancak bu konseylerde yapılan multidisipliner çalışma ile sağlıklı olarak verilebilir."

Endokrin Cerrahisi

"Tiroid hücrelerinin anormal büyümesi ile kitle oluşturması tiroid nodülü olarak adlandırılmaktadır.   Yaklaşık %90 kadarı iyi huylu olmakla birlikte bazıları kanser oluşumuna bağlı olabilir. Tiroid nodülleri toplumda oldukça sık görülen bir hastalıktır. Yapılan çalışmalarda herhangi bir nedenle yapılan ultrasonografide hastaların %50-70’inde tiroid nodülü saptandığı gösterilmiştir. Bu nedenle iyi-kötü huylu ayrımı yapmak, mevcut kanserinin erken tanısı ve tedavisi açısından önemlidir.

Nodül için tam bir yaş aralığı yok. Fakat toplumda oldukça sık. Ultrasonografide sıklığı %70-80 lere kadar çıkıyor. Fakat 20 yaş altı  ve  40 yaş üstü malignite açısından iyi değerlendirilmeli.

Tiroid nodüllerinin belirtileri nelerdir?

Bir çok tiroid nodülü belirti vermez. Nodüllerin çoğu rutin fizik muayene veya başka hastalıklar için yapılan ultrasonografi ve tomografi tetkiklerin sonucunda saptanmaktadır. Büyük nodüllerde hastalar kendileri de boyunda şişlik olarak fark edebilirler. Bazen aşırı hormon salgılayan nodüllerde sinirlilik çarpıntı ve aşırı terlemem gibi belirtiler olabilir. Aşırı büyümüş nodüller çevre organlara bası yaparak yutma güçlüğü, ses kısıklığı gibi belirtilere neden olabilir.

Tiroid dokusunda nodül neden oluşur?

Nodül oluşum nedenleri tam olarak bilinmemektedir. İyot eksiliğine bağlı durumlarda oluşan hipotiroidi hastalığı nodül oluşumuna neden olabilir. Fakat günümüzde kullanılan tuzlarda iyot eklendiği için bu durum artık pek rastlanan bir durum değildir.

Tiroid nodülerinde iyi-kötü huylu ayrımı nasıl yapılmalıdır?

  • Nodül saptandıktan sonra ilk değerlendirilmesi gereken durum aşırı hormon salgısı olup olmadığıdır. Bu durum kanda T4 ve TSH değerlerine bakarak değerlendirilebilir. Nodüler hastalıkta hastaların çoğunda tiroid hormonları normal olarak değerlerdir.
  • Aşırı hormon salgılayan nodüllerde tiroid sintigrafisi kullanılabilir ve çoğu zaman medikal tedavi gereklidir.
  • Nodüllerde kanser olup olmadığını değerlendirmek için spesifik bir kan testi mevcut değildir. Bu değerlendirmeyi yapmak için öncelikle ultrasonografi ve gerekirse ince iğne aspirasyon biyopsisi gereklidir.
  • Ultrasonografi ile tiroid dokusunda çok küçük nodüller bile saptanabilir.
  • Ultrasonografide nodülün kistik (sıvı ile dolu kesecik) veya solid olup olmadığı, çevre dokular ile ilişkisi, kanlanma özellikleri ve mikrokalsifikasyon içerip içermediği ve sertlik derecesi (elastografi) gibi özellikler değerlendirilerek kötü veya iyi huylu olup olmadığı öngörülebilir.
  • Ultrasonografide şüpheli olduğu düşünülen nodüllere ince iğne aspirasyon biyopsisi yapılmalıdır. Biyopsi ultrasonografi kılavuzluğunda yapılmaktadır.
  • İğne çok küçük ve ince olduğundan çoğu zaman lokal anestezi gerekli değildir. Biyopsi sonucu, iyi huylu (benign), kötü huylu (malign), şüpheli veya yetersiz olarak rapor edilebilir. Yapılan çalışmalarda tüm biyopsilerin;
  • Yaklaşık %80 kadarının iyi huylu,
  • %5 kadarının kötü huylu ve
  • %15 kadarının şüpheli veya yetersiz olarak rapor edildiği bildirilmektedir.
  • İyi huylu olarak rapor edilen nodüllerde, aşırı büyük değilse veya aşırı hormon salgılamıyorsa cerrahi tedaviye gerek yoktur.
  • Kötü huylu olduğu rapor edilen biyopsi sonuçlarında cerrahi tedavi planlanmaktadır.
  • Şüpheli veya yetersiz sonuçlarda kanser çıkma oranı diğer bulgularla değerlendirilerek karar verilmektedir.

Sonuç olarak tiroid dokusunda saptanan nodüllerin çoğu iyi huyludur.Fakat hangi nodülün kanser riski taşıdığı mutlaka değerlendirilerek tedavi seçenekleri değerlendirilmelidir. "

Medicana Sağlık Grubu © 2016 Tüm Hakları Saklıdır.